Chemtrails Uygulaması Nedir?

Gökyüzünde uçan uçakların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bazı günler, hava şartlarına bağlı olarak, bıraktıkları izler ne de güzel desenler oluşturuyor. Ekose desenler, yuvarlaklar, artı işaretleri ve daha bir çok desen.

Eskiden gökyüzünde böylesi güzel desenler pek görülmüyordu. Sadece ince uzun bir çizgi görebiliyorduk, o da kısa bir süre sonra dağılıp giderdi. Acaba değişen ne oldu? Uçaklar artistik hareketlere başladı da biz mi bilmiyoruz? Değişen, sürekli gelişen yakıt türleri mi bu desenlere neden oluyor? Havayolu şirketlerine bağlı uçaklar “kol” halinde uçmaları konusunda talimat mı aldılar? Bilmediğimiz yeni yönetmelikler mi çıkartıldı? Yoksa başka bir şey mi var bunun ardında?


↓ Youtube'dan Takip Etmek İçin Lütfen Kanalımıza ABONE OLUN


Ne olabilir ki? En iyisi Google‘a soralım dedik. O belki birşeyler bilir, bizimle paylaşır düşüncesiyle yazdık araması için anahtar kelimeleri “beyaz izler”.

Bir çok alakasız beyaz iz tarifi ile karşılaştık, ancak bir tanesi uçaklarla ilgili çıktı. O da TÜBİTAK’ ın bilimsel açıklaması…

“Uçakların egzosundan çıkan yakıt artığı gazların yanısıra bir miktar su buharı da bulunur. Su buharı yüksek irtifalardaki soğukta yoğuşarak buz kristallerine dönüşür. Yüksekten uçan uçakların arkalarında bıraktıkları beyaz izler, bu kristallerden oluşur.”

Peki neden ekose desenler? Neden bazıları dağlıp yok olurken bazıları yayılarak, birleşerek bulutlara dönüşüyorlar? Hayır, araştırmaya devam etmeliydik. Belli ki Türkçe sitelerde bu konuda fazla bir şey yok. Bu sefer İngilizce olarak sorduk Google’a, ve yazdık “contrails”.

Karşımıza çıkan web sitelerinin çokluğu karşısında şaşkına döndük. Hangisinden başlasak diye düşünürken resimlere bakarak araştırmak geldi aklımıza. İşte, hepsi oradaydı hangi deseni isterseniz, yüzlercesi.*

Araştırdıkça, okudukça bu konu dallanıp budaklanmaya başladı. Bir de siteler çeşitli linklerle başka siteleri referans verince siber uzayda saatler, günler geçti. Meğer bizim gökyüzünde gördüğümüz o güzel desenler su buharından yoğunlaşarak oluşan buz kristalleri “contrails” olmayabilir, bizi çok daha derin konulara götüren kimyasal veya biyolojik izler “chemtrails” olabilirmiş.

Bilirsiniz, okuduğumuz, duyduğumuz ve hatta gördüğümüz herşeye hemen inanmamalıyız. Teknoloji bizi kandırıyor olabilir ayrıca Einstein’ın dediği gibi “her şey görecelidir”.

Kimsenin canını da sıkmak istemiyoruz, ancak bilinçlenmek ve fark etmek bazen paylaşmaktan geçer. İnsanlı veya insansız, uzaktan kumandalı, uçaklarla gökyüzüne serpilen kimyasallar her ne amaca hizmet ederse etsin, Dünyamızın dengesini bozacağı kesindir. Araştırmak isteyenler bizim burada değindiklerimizden çok daha detaylı bilgilere ulaşacaktır. Yinede ilgilenenlerin dikkatini çekmek için gökyüzünde zaman zaman görülen bu desenlerle ilgili olarak yazılanlardan derlediklerimiz bakın neler:

Chemtrail ile Zihin/Nüfus kontrolü

Uçaklardan aerosol püskürtme faaliyetlerinin sıkca yapıldığı Amerika’nın bazı eyaletlerinde çok sayıda insanın şiddetli baş ağrısından rahatsız olması ve zihinsel dengesizlik belirtilerinin baş göstermesi bazı teorisyenlerin chemtrail denilen bu izlerin zihin faaliyetlerini etkileyen (bozan) kimyasallardan başka bir şey olmadığı iddiasını ortaya atmalarına neden olmuştur.

Özellikle aluminyum oksit veya aluminyum tozları ihtiva eden kimyasalların solunum yoluyla veya içme sularına karışması ile insan bedenine ağır metaller gibi kalıcı olarak yerleşebileceği ve ciddi sorunlara yol açabileceği artık bilinmektedir. Bu kimyasalların özellikle insanın beyin dokularına nüfuz etmesi alzheimer dahil, bir çok zihinsel bozukluklara sebebiyet vermektedir. Bazı iddialara göre orta vadede, erkek ve kadınların üreme organlarına dahi olumsuz etkisi olmakta ve doğurganlığı kısıtlamaktadır. Dünyamızı global ısınmadan kurtarmak, geleceği kurtarmak adına, insanların bu tür etkilere maruz kalmalarının ardında başka niyetler aramak ne derece doğru olur bilemeyiz. Dünya’da bu yönde komplo teorilerinin varlığına dikkat çeken yüzlerce araştırmacı bulunmaktadır.

Amerikan Hava Kuvvetlerinin Ohio da bulunan WrightPatterson Hava Üssü, özel laboratuvarlarının dışında, elektromanyetik çalışmaları ve hava şartlarını değiştirmeye yönelik teknolojilerin geliştirilmesi ile de bilinir. Burada görevli olan bilimadamlarından biri gazeteci Bob Fitrakis’e (The Free Press dergisinin editörü) konuyla ilgili bazı açıklamalarda bulunmuş. Bilim adamının söylediğine göre burada iki ayrı proje yürütülmektedir. Bunlardan biri global ısınmayı azaltmak amacıyla bulut oluş turma deneyleri ile ilgili. Diğer püskürtme (chemtrail) çalışmaları ise ordunun “yüksek güç radiyo frekans ışınım silahı” kısaca HAARP** olarak bilinen ve Alaska’da yürütülen bir projesi ile bağlantılıymış.

Adını saklı tutan bilim adamının iddia ettiğine göre; gökyüzüne en fazla alüminyum oksit tozları ve baryum stearat püskürtülmekteymiş. Söylediğine göre, ileri geri uçarak gökyüzünde paralel çizgiler, X veya ızgara şeklinde desenler oluşturarak uçan uçakların bıraktıkları kimyasallar daha çok alüminyum oksit tozlarıymış. Oluşan bulutlar güneşi suni olarak perdeleyerek güneşten yayılan radyasyonu uzaya geri yansıtacak ve bu şekilde global ısınmanın azalması sağlanacakmış. Bazen, yüksek teknoloji 3 boyutlu radar görüntüleri almak için baryum da benzer şekilde püskürtülmekteymiş (körfez savaşında Amerikalılar tarafından kullanılmıştır).

Nikola Tesla elektromanyetik akışlarla ilgili deneyleri ve dünyanın çekim alanı üzerine yaptığı çalışmaları ile bilinirdi. Araştırmalarında, 10 ila 80 hertz aralığında radyo dalgalarının yayınlanması ile atmosferdeki iyonlaşmanın değiştirilebildiğini keşfetmişti. Tesla, radyo frekansını ayarlayarak atmosferin pozitif veya negatif olarak iyonlaşmasını sağlamanın da mümkün olduğunu bulmuştu.

Araştırmalara devam edildiğinde pozitif iyonlaşmanın sağlanmasıyla insanların ve hayvanların yorgunluk, uyuşukluk ve hatta bitkinlik hissetliklerini, buna karşılık negatif iyonlaşma gerçekleştirildiğinde insanların daha aktif ve enerjik oldukları gözlemlenmiştir.

Chemtrail’in Grip Salgınlarına Etkisi

Frederick MD, Fort Dedrick de bulunan Amerika Birleşik Devletleri ordusunun bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Bulaşıcı Hastalıklar Araştırma Enstitüsü (US Army Medical Research Institute of Infectious Diseases, ya da kısaca USAMRIID) bilim adamları H1N1 olarak da bilinen İspanyol grip virüsünün yapısını değiştirerek 19181919 yıllarında dünya çapında 20 milyon ve ABD’de 500 bin’den fazla insanın ölümüne neden olan salgındaki virüsten çok daha öldürücü bir virüs elde etmişlerdir. O yıllarda insanların seyahat imkanları kısıtlıydı, bu günkü gibi uçaklara atlayarak 5 saatte bir kıtadan diğerine uçsalardı ölüm oranı çok daha fazla olurdu. Bu günkü seyahat imkanlarını ve çok daha öldürücü bir virüsü düşünecek olursak dünya nüfusunun nasıl bir tehlike altında olduğunu görebiliriz.

1968 ve 1969 yıllarında ortaya çıkan Hong Kong gribi, ki o zamanki virüs H3N2 A tipi bir grip virüsüydü, sadece ABD’de 30 bin’in üzerinde insanın ölümüne neden olmuştu. Bu vaka ne yazık ki bazıları için ilham kaynağı olmuş ve insan kitlelerini ortadan kaldırmak için makul bir yol olarak düşünülmüştür. Ancak bu tecrübe aynı zamanda başka bir ihtiyacı da ortaya çıkarmıştır. Virüse karşı dirençli olan insanların bir şekilde şartlandırılarak hastalığı kapmaları için daha duyarlı bir hale getirilmeleri gerekiyordu. Bu nedenle grip aşısı furyası ve havadan kimyasalların püskürtülmesi faaliyetleri başlatıldı. Chemtrails aktivitelerinin, havaya bırakılan kimyasallar ile virüslerin akciğer hücrelerine daha kolay bağlanmalarını sağlamak ve enfeksiyonu kolaylaştırmak amacıyla yapıldığını iddia edenlerin sayısı oldukça fazladır.

Chemtrail’in Negatif İyonlara olan etkisi
Geçmiş yıllarda doğal negatifi iyonizasyonun yüksek olduğu ormanlık, dağlık alanlara veya plaj ve şelalelerin olduğu yerlere giderek bu şifalı ortamdan yararlanabiliyorduk. Bütün bunlar değişti artık. Şehirlerimizin üzerinde atmosferik aerosol (chemtrail) çalışmaları yapanlar doğal kaynakların eskiden olduğu gibi sağlıklı bir şekilde, şifa dolu negatif iyon üretmesini etkilemiş, hatta durdurmuştur. Bunun sonucu olarak bedenlerimizin ve tüm yaşam alanımızın içinde ve üzerindeki pozetif iyon sayısı artmıştır.

Tüm yaşam formlarını iyi yönde etkileyen, doğal negatif iyon üretimine etkisi olan kaynakların varlığı, bu günün askeri “chemtrail” dünyası için hiç bir önem arz etmemektedir. İnsanların ve diğer tüm canlıların hayatta kalabilmesi için şart olan negatif iyonlar gökyüzündeki bu faaliyetler nedeniyle giderek azalmaktadır. Negatif iyonların oluşumunda hava ve atmosferik şartlar ayrı bir önem taşır. Amerikan Deniz Kuvvetleri NAVY’nin RFMP /VTRPE chemtrail programı, havasını tenefüs ettiğimiz atmosfere bar yum tuzlarından oluşan bir karışım bırakmaktadır.

Bu çalışmalar biyolojik araştırma, zararlılardan arındırma veya iklim çalışmaları adı altında yürütülmektedir ve çoğu zaman Federal hükümet ve ilgili otoriteler tam olarak bilgilendirilmemekte veya asıl niyet gizlenmektedir. NAVYnin bu programı 45 yıl önce başlamıştır ve bu güne kadar yüzlerce ton barium tuzu semalara püskürtülmüştür. Radyasyonlu ve elektrolit ihtiva eden bir barium tuz ortamında negative iyonların oluşması mümkün değildir. Tam aksine daha çok positif iyonların oluşumu kolaylaşmaktadır. Tesla’nın bulduğu radyo dalgaları da işin içine karışınca etkinin ne olacağını kimse tam olarak bilemez. Ancak bu şekilde devam ederse tüm yaşam formları ve topraklarımız için yaşamsal önem taşıyan negatif iyonlar aranmaya başlanacaktır.

Pozitif iyonlar veya negatif iyonların az olması serotonin hiperfonksiyon sendromuna (sinirlilik sendromu) neden olmaktadır. Bu sendrom uykusuzluğa, asabiyete, gerginliğe, migrene, mide bulantısına, kalp çarpıntısına, soğuk terli ateş nöbetlerine, titreme ve baş dönmesine sebep olabilmektedir. Daha yaşlıca olanlarda depresyona, duyarsızlık ve bitkinliğe neden olmaktadır. Oysa negatif iyonların çok olduğu ortamlarda yaşayan insanların daha zinde, enerjik, yaratıcı ve genel olarak daha sağlıklı oldukları görülmektedir.

Acaba bazı güçler insanların bu “enerji kaynağını” yok ederek güçsüz, hasta ve sonunda yok olmalarını istiyor olabilir mi acaba?

Negatif ve pozitif iyonların etkisi hakkında daha fazla bilgi edinmek için http://ion_effects.tripod.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Chemtrail faaliyetlerinden hemen sonra bölge insanlarında gözlemlenen sağlık sorunları:

Püskürtmelerin yapıldığı bölgeler tam olarak tespit edilmiş ve takip eden günler ve haftalar boyunca yapılan gözlemler sonucu aşağıdaki semptomların istatiski olarak arttığı belirlenmiştir:

  • Büyük enerji kayıpları
  • Artan veya kronik yorgunluk, uyku hali
  • Aşırı bitkinlik
  • Genel rahatsızlık
  • Solunum ve solunum yolları sorunları
  • Burun mukozasının şişmesi, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı
  • Ani burun kanamaları
  • Gırtlakta yanma ve iltihap
  • Boğaz enfeksiyonu
  • Üst solunum yolları hastalıkları
  • Nefes alamama
  • Astım
  • Tipik olmayan belirtileri olan akciğer enfeksiyonları
  • Duyularla ilgili sorunlar
  • Denge bozuklukları, baş dönmesi
  • Tüm bedende karıncalanma
  • Göz mukozası iltihapları, yanan, sulanan gözler, gözden akan yapışkan sıvılar
  • Kulak enfeksiyonu
  • Kas/eklem sorunları
  • Kas ve eklemlerin ağrıması ve şişmesi
  • Boyun tutulması
  • Artrit semptomlarının artması
  • Kalp ve/veya dolaşım sistemi rahatsızlıkarı
  • Kalp durması da dahil çeşitli kalp rahatsızlıkları
  • Enfeksiyonlar
  • Grip benzeri salgınların artması (tetikleyici virüsler olmadan)
  • Baş ve beyin rahatsızlıkları
  • Baş ağrıları, migrenden daha şiddetli
  • Yakın geçmiş unutkanlığı, hafıza kaybı
  • Kelime bulmada zorlanma
  • Alzheimer semptomları (özellikle aluminyumun sebep olduğundan kuşkulanılmaktadır.)
  • Sindirim sorunları
  • Mide hastalıkları
  • İshal
  • Mide yanması

Sonuç olarak; Chemtrail fenomeni son yıllarda 40’ın üzerinde ülkede görülmektedir. NATO’ya üye olması konusu görüşülmeye başlandıktan sonra chemtrail’lerin Hırvatistan’da da görülmeye başlamış olması ilginçtir. Siber uzayda dolaşan dedikodulara göre Birleşmiş Milletler örgütünün gizli planları olabilirmiş. En fazla konuşulan konulardan biri de Yeni Dünya Düzeni planları ile ilgili olduğudur (Yeni Dünya Düzeni kavramı ilk kez ABD Başkanı George Bush tarafından Ağustos 1990 ‘da, düzenlediği bir basın toplantısında dile getirilmiştir. Bush, bundan bir ay kadar sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu kimyasal ve biyolojik silahlar konusunda çalışmaya yönelttiği sırada bu deyimi tekrar etmiştir). Diğer bir söylenti ise “Yeni Dünya Düzeni” kavramının “İlluminati” olarak bilinen bir örgüt ile bağlantılı olduğu ve hedeflerinin dünya nüfusunu (sayıca ve ırk olarak) kontrol etmek olduğu şeklindedir. Her ne ya da kim olursa olsun, ilginç olan birilerinin bir çorap ördüğüdür ve bunu da çeşitli “faydalı” çalışmalar adı altında, ödeneklerini hükümetlerden ve vergi veren insanlardan sağlıyor olmalarıdır.

Herkesin olup bitenler konusunda daha duyarlı olması gereken bir zamandayız. İlk zamanlar görünür olan bu gökyüzü faaliyetlerinin bu gün itibarıyla % 70’inin görünmez olduğunu da hesaba katarsanız durumun ciddiyeti ortadadır.
Siber uzayda dolaşan ve sayıları her geçen gün artan yukarıda derlediğimiz bazı “dedikodular”ın ardında dikkate alınması gereken gerçekler de olabilir mi acaba?

*Google arama motoru, internet’te chemtrail konusunda 900.000 den fazla sayfa bulmaktadır, YouTube‘da da bir çok chemtrail video çekimi gösterilmekte ancak ne hikmetse yazılı ve görsel basında bu konu neredeyse hiç ele alınmamaktadır. Medya bu konuda şüphe uyandıracak kadar sessiz kalmakta. En nihayetinde Discovery Channel bu sessizliği bozdu ve bu konuyu “Best Evidence” konu başlıklı serilerinde “Chemical Contrails” (kimyasal kondansasyon izleri) adı altında işledi.

** Kısa adı HAARP (High Frequency Active Auroral Research Program) olan ve ABD tarafından İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışmadır. İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iyonlaşmayı etkileyen, iklim kontrolü ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme özelliğinden dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here