Geçenler de EBioMedicine dergisinin yayınladığı makale de; araştırmacılar, sürekli karbon nano tüpleri soluduğumuza işaret etti. Astımlı 64 çocuk üzerinde testler yapan araştırmacılar; akciğer sıvılarının analizleri sonucun da, farklı teknikler kullanılarak her sıvı numunesin de insan yapımı karbon nanotüpler bulduklarını kayda geçirdiler.

Numunelerin 5’i üzerinde ise, araştırmacılar; çok sayı da farklı analitik teknik kullanılarak, makrofajlar (dokularda bulunan patojenlerin, ölü gözelerin, hücresel kalıntıların ve vücuttaki yabancı maddelerin yutulmasından sorumlu hücrelerdir. Makrofajlar doğuştan bağışıklık sisteminin bir bölümüdürler) içinde ki karbon nanotüpleri de buldu. Bu hücreler de bile nanotüplerin görülmesi, üzerimizden atılan kimyasalların doğruluğunu kanıtlar nitelikte.

Araştırmacılar önemli bir şey daha ekliyorlar; karbon nanotüplerin kaynağının belli olmadığını da belirttiler. Kimyasal Püskürtme operasyonlarının gizli yürütülmesi nedeni ile kamuoyuna sunulacak araştırmalar yapılmadığından dolayı, kesin bir bilgi verememektediler.

Karbon nanotüplere uzun süre maruz kalmak; akciğerler üzerinde asbest benzeri etkilere (kansere dönüşebilen lezyonlar ve enflamasyonlar) sahip olabileceğine dair kanıtlar vardır. 1960’lardan beri asbestin akciğer kanserine ve akciğer zarı kanserine sebep olduğu bilinmektedir.

Nanopartiküllerin insan vücudunda en önemli giriş ve hedef organı akciğerlerdir. Solunum ile akciğerlere alınan partiküller, akciğer zarına kadar ulaşır.

Yanma sonucunda oluşan nanopartiküllerin yol açtığı akciğer hasarının ana mekanizmalarından biri, farklı genetik faktörlerinin aktivasyonuyla, proinflamatuvar protein sentezinin uyarılması ve oluşan oksidatif stresin neden olduğu hasardır. Nanopartiküllerin yüzey alanı ile oksidatif stresin neden olduğu inflamasyon arasında önemli bir bağlantı olduğunu bildirmişlerdir.

Lancet oncology dergisinin Aralık sayısında IARC adına bu raporu hazırlamakla yükümlü bir grup araştırıcı; çok tabakalı 7 nolu karbon tüpün (MWCNT-7) el de mevcut hayvan deneylerine dayanarak (rodentler üzerinde yapılan invitro çalışmalar) insanlar için muhtemel kanser yapıcı (karsinojenik) bir madde olarak yani Grup 2b altında sınıflandırıldığını belirtmektedirler.

Sonuç olarak, nanopartiküllerin canlılar üzerinde zehirli etkilerinin olduğu canlı ortam da (in vivo) ve laboratuvar ortamında (in vitro) araştırmalarla gösterilmiştir.

Karbon nanotüpler; daha duyarlı analizler sağlamak amacıyla biyobelirleyici (biyomarker) tabanlı proteomik ve genomik teknolojiler de, manyetik rezonans, ultrason, floresan, nükleer ve bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik alanlar da, moleküler görüntüleme, ilaç geliştirme sistemleri, hedefe yönelik tedavi, aşı geliştirilmesi gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Elektriksel, mekanik ve ısısal (termal) özellikleri nedeniyle elektronik, bilgisayar ve havacılık endüstrisinde yaygın olarak kullanılan karbon nanotüplerin; işlenmemiş form da çok hafif oldukları için, hava da asılı hal de kalıp, akciğerlere ulaşma potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir. Kimyasal püskürtmeler içeriğinde bulunan karbon nanotüplerin hava da asılı kalmasının nedeni de budur. Uçaklar tarafından püskürtülen nano partikül ağır metaller; saatlerce hava da asılı kalır ve su buharı özelliği kesinlikle taşımaz.

Nanotüplerin çeşitlerine yani atomların diziliş şekline göre elektriksel özellikleri de değişmektedir. Metalik nanotüplerin elektrik gerilim yoğunlukları gümüş ya da bakır gibi metallere kıyasla 1000 kat daha fazladır. Çaplarının milyonlarca katı uzunluklara ulaşabilen karbon nanotüpler sağlamlık, elektrik iletkenliği, ısı iletkenliği gibi özellikleriyle de başka malzemelere göre daha avantajlı. Nanotüplerin çapı veya altıgenlerin dizilimi nanotüplerin elektrik akımını iletme özelliğini etkiler. Bu nedenle havaya püskürtülen yüksek elektriksel yeteneği olan nanotüpler; atmosferin iletkenliği sağlanır ve elektromanyetik cihazlar vasıtası ile gökyüzüne verilen frekanslarca yönlendirilebilir iklim potansiyelini oluşturur.

Gördüğümüz tüm hava koşulları; yüksek teknolojik elektromanyetik aygıtlarının antenleri vasıtası ile, alçak dalga fonksiyonlarını gökyüzünde kullanmaları neticesinde yönlendirilen bulutlar ve hava akımlarının doğal süreçte gerçekleşmemesinin nedeni yapay oluşumlardan ve operasyonlardan kaynaklıdır.

Başlangıcı 1950’lere dayanan iklim manipulasyu operasyonları; kimyasal püskürtmeler ile entegreli biçim de sistematik düzenekte çalışırlar. Hava şartlarını kontrol eden elektromanyetik cihazların zeminini sağlayan kimyasal püskürtmeler; içeriğin de özellikle karbon nanotüpler bulundurur ve hava da yüksek iletkenlik sağlar.

Yararlanılan Kaynaklar ;

http://www.popsci.com/you-probably-have-carbon-nanotubes-in-your-lungs?src=SOC&dom=tw

http://www.psr.org/environment-and-health/environmental-health-policyinstitute/responses/iarcs-review-carbon-nanotubes.html

www.thelancet.com/oncology Vol 15 December 2014

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here