HAARP NEDİR? Uzmanların anlatımları;

Mark McCandlish (Savunma ve Havacılık Uzay Sanayii Konsept Tasarımcısı ve Sanatçısı) : Konuya yaklaşımları; kar yağışını geliştirmek, yağmuru geliştirmek şeklindeydi. Kasırga kontrolü ile işe başladılar. 1940’lı yıllarda başlayan bir dizi proje vardı. Bunlardan biri Stormfury Projesi idi, bir kasırgayı değiştirmeye çalışırlarken tam bir felakete dönüştü.



↓ Youtube'dan Takip Etmek İçin Lütfen Kanalımıza ABONE OLUN


Scott Stevens (Televizyon Hava durumu Sunucusu) : 30 yılın yarısından fazla Uzay bilimleri ve Savunma Sanayisinde çalıştım. Kariyerim boyunca iki kere gizli görevde bulundum. Gördüğüm ve üretimine katkı da bulunduğum bazı teknolojiler, hava şartlarını kontrol etmek için kullanılan bazı şeyler de bir rol üstlenmeyi amaçlıyordu.

Sprey kampanyasında yürütülen dağıtım süreci ki bu kampanya; hava şartlarını ve ekinleri manipule etmek, yiyecek üretiminin kontrolünü ele geçirmek ya da üretimi kontrol etmek ve askeri uygulamalardan oluşuyordu.

1800’li yıllarda bir şeyi fark ettiklerinde başka bir şeye evrildi: çevreye bazı şeyler koyarak nemin toplanmasını ve atmosferin neresinde yağış olarak bırakılacağını etkileyebilirsiniz.


Dr. Nick Begich (H.A.A.R.P. Uzmanı
“Bu H.A.A.R.P.’ı Melekler Çalmıyor” Kitabının Yazarı) : 20 yıl boyunca televizyon da hava durumu sundum. Bu kimyasal izler, tasarlamak istedikleri hava olayını oluşturmak için mutlaka gereklidir. Ve bu izler, onlar için hava şartlarını değiştirme amaçları için mutlak gerekli etkendi.

Bulgularımıza göre spreyler; metal partiküller, hepsi; birçok standart sapmaya sahip ya da genellikle normalin dışında hava olayları yaratmak üzere kullanılabilir ve fayda sağlayabilir.

Jeo mühendislik; Ruslar ile 70’li yılların ortalarında gerçekten başladığında, Miami’de kar yağışı ile karşılaşmıştık. Meksika’nın iç kısımlarında donma olayları bile oldu.

Hava şartlarında ki tuhaflıklar, aslen hava mühendisliği 70’li yılların ortalarında faaliyete geçtiğinde patlak vermeye başladı.

Dakota’lılar, kış mevsiminde, 34 derece sıcaklık kaydettiler. Geçmiş rekorun 17 derece üzerindeydi.

Burada insanların fark etmediği çok önemli bir şey var. Mavi gökyüzü artık neredeyse yok. Neredeyse hiç çiğ yağmıyor.

Bu jeo mühendisliğinin bilinen sonuçlarından, faaliyetteler ise bu sonuçlar ortaya çıkıyor.

Atmosferden nem emiliyor. Nem aşağıya inip çiğ olmuyor. Dev bir ısı bozulması ile karşı karşıyayız.

İnsanlar merak etmeye başlıyor: “Bir gün hava 27 derece iken ertesi gün 7 ila 10 dereceye inip nasıl kar yağıyor ve sonra ki gün tekrar 27 dereceye çıkıyor?”

Varlığını destekleyecek dağ gibi verinin olduğu bu manipulasyon programları ile iklimi çekip ittiğinizde sistemde devasa dalgalanmalar başlatırsınız.

ABD’de Mart ayında gördük; 15,232 sıcaklık rekoru kırıldı. Bu çok önemli. Gün içinde ki en yüksek ölçümler de rekor 17 derece ile yeniden kırıldı.

İnsanlar neler olup bittiğini hiç merak etmiyor mu? 7 – 8 dereceler de kar yağdırmak istiyorlar. Artı 3 – 4 derecelerin olay olduğu zamanları hatırlıyorum. Eksi 1 dereceler de kar yağardı. Artık kar yağışı 7 derecelere itilmiş durumda.

Şöyle bir patent var alınmış olan: “Hava Modifikasyonu için Buz Çekirdekleştirme” Bu NASA‘ya ait bir patent. Tam içeriği internette bulunabilir. Bu patent, eskiden yağmur fırtınası oluşan şartlar da suni kar fırtınaları yaratmak üzerine.

İnsanların kulağına ne kadar akıl dışı gelse de; “Çinliler kar fırtınası yaratıyorlar” diye ararlarsa internette bir dizi makale bulabilirler. Çin Hava Modifikasyon Dairesi, açıkça kar fırtınası yarattıklarını itiraf ediyordu. Ta ki Pekin’de milyar dolarlık hasara neden olana kadar.

O zaman benim sorum şu: “Çin’liler bunu yapabiliyorsa ve NASA’nın benzer amaçlı bir patenti varsa; burada ki kar olaylarının doğal olduğuna neden inanalım?

Kar burada artık düzenli olarak 7 dereceler de yağıyor, bazen 10 derecelerde. Alüminyum dolu, baryum dolu, strontiyum dolu, dolu ağır, ıslak, sert kar yağıyor!

İlk yardım setlerinde ki buz torbalarını düşünün; erimeden oda sıcaklığında on yıllarca kalabilir, kimyasallar birbiri ile karışıp buz oluşturduğu sürece.

Canlı yayın meteorojisti olarak, dinleyicilerime karşı bir sorumluluğum var. Modellendiği şekliyle hareket etmeyen ya da geçmişe göre beklendiğinden farklı gelişen fırtınalar oldu. Nemin nerede toplandığını ve nerede yağdığını kontrol edebilirseniz, başka deyişle; yağmur olarak mı yoksa başka şekilde mi yağacak. o zaman gerçekten her şeyi yapabilirsiniz.

Hava sistemini yönetebilirsiniz. Hava şartlarını manipule edebilmek istiyorsanız, spreyler de kullanılan maddeleri ilk olarak bilmeniz gerekiyor: Alüminyum oksitten baryum tuzlarına, strontiyuma, bakır sülfata, potasyum iyodüre ve de diğer başka birçok türde maddeye kadar her şeyi gördük. Her biri havada ki nem ile farklı seviyeler de tepkime özelliğine sahip.

Alüminyum oksit gibi bazıları, nemi tutmak eğiliminde. Alüminyum oksit nano partikülleri ki bunlar mikroskobik seviyede görülebilir ve ebatları eşittir, havada ki nem ve rutubeti çeker ve çekirdekleşme işlemindeki gibi şekil alırlar ve bu halde nem partiküller üzerinde yoğunlaşır.

Bulut tohumlama ile soğutma işlemi; bulutların daha fazla güneş ışığını yeryüzü yerine uzaya daha çok yansıtmasıyla sağlanacak. Yeryüzüne daha az güneş ışığının ulaşması gezegenin soğumasını sağlayacak.

Bu sprey partikülleri, bulut yoğunlaştırma çekirdekleri gibi hareket ediyor; bu bölgeler de bu partiküller, bir araya toplanıp yağmur bulutları oluşturabiliyorlar.

Olduğunu bildiğimiz bir şey var; bunlar nano partiküller olduğu için üzerlerine yapışan nem ile deliler gibi hava da süzülüyorlar. Ülke’nin bir ucundan diğer ucuna gidiyorlar.

Kaliforniya’nın tüm yağmurlarını Mississippi Vadisine taşıdılar; bu nedenle orada seller, hortumlar ve şiddetli fırtınalar ve de tuhaf hava olayları oluyor.

Burada, Kaliforniya’daki sonuç ise kuraklık. Şimdi, gökyüzünde ki o alanı, belli bir radyasyon ışını ile vurursanız; o partiküllerin ısısını yükseltebilirsiniz. Tıpkı bir bardak kahveyi mikrodalga da ısıtmak gibi.

Bu partiküller titreşmeye ve rezonansa girmeye başlar, doğru frekansı – radyo frekansı enerjisini kullanırsanız etraflarında ki havayı da ısıtırlar ve tüm havayı ve içinde ki nemi alıp daha soğuk olan bir yüksekliğe çıkarırlar. Burada hava yoğunlaşır ve alçak basınç sistemi oluşturur.

Birkaç lokasyon var ki buralar da kimyasal izlerini bırakmak konusunda ısrarcılar. Benim için en büyük ve şaşırtıcısı yüksek basınç bölgelerinin altı oldu; buralarda gökyüzünü mavi görmeyi bekleyebilirsiniz, kondisyonları kurudur.

Püskürtmenin ana hedefi bu bölgeler. Birkaç neden:

  • Yüksek basınç dengelidir.
  • Nispeten hareketsizdir.
  • Etrafında saat yönünde bir akış vardır.
  • Yüksek basıncı yoğunlaştırırsanız, alüminyum, baryum ve diğer istenilen maddeleri eklemek çok kolaydır.
  • Ve ısıyı da eklediniz mi bu partiküller ısıyı atmosfere yaymaya başlar ve o da ısınır.

Peki ısınan atmosfer ne yapar? Bom, genişler. Bir yolu bu.

Çok basit bir yöntem fakat oldukça aşikâr. Çünkü yüksek basıncın altında, her şeyin sessiz olması gerekir. Durgun olması gerekiyor. Mavi renkli olması gerekir. Ama biz artık bunu göremiyoruz.

Fırtına yaklaşırken, yüksek basınç geri çekilmeye başlar. Ve sonra uçakları ileri geri, ileri geri, ileri geri uçuruyorlar ve tüy bulutları kelimenin tam manasıyla tohumluyorlar. Böylece tüy bulut örtüsü yoğunlaştırılıyor. Tüy bulut örtüsü 200, 300 milde olması gerekirken artık soğuk hava kitlesinin başında, 400 ila 450 mil de.

Jeo mühendislik verilerine göre görünen o ki; Kuzey batı Pasifik bu programlardan dolayı çok aşırı miktarda yağış alıyor. Çünkü fırtınanın izlediği rotada ki hava şartlarının çoğunluğu, yağışların çoğunluğu ve jet buharları bize doğru geliyor.

Tüm Dünya’da bilinen David Keith gibi jeo mühendislerinin belirttiği gibi; bu onların tam da bu partikülleri tohumlamak istedikleri gibi bir bölge. Çünkü yağmur bulutları karayı kaplamaya başlıyor ve tam olarak burada gördüğümüz de bu.

Bir tür yağmur bulutu gördüğümüz de, her yer de uçakları da görüyoruz. Küresel çalışmalar gösteriyor ki yağış düzenlerinde bazı etkiler olacak ve açıkça bu alanda çalışmak için daha çok fırsat var.

Hızlandırılmış gözetimimi çalıştıktan sonra kimyasal izlerin bir sebebini daha keşfetim ve bu inanmayanların inadını kıracak türden. Bazı izlerin şekilleri bozuluyor, deforme oluyor. Başka uçaklar gelip bu deforme olan bölgeleri eksiksiz şekilde tekrar çiziyor. Böyle bir şey normal uçak seferleriyle olamaz. Bu nedenle bu kimyasal izlerin öncelikli amaçlarından biri bu olmalı.

Benim fikrim, bu bozulmaların atmosfer de ortaya çıktığı bölgeleri ölçüyorlar. Ve böyle yaparak ve atmosferde ki farklı enerjilerin olduğu bu bölgeleri keşfederek; işaretlemek, gözetmek üzerine hava mühendislik programlarının amacını gerçekleştirdiklerini düşünüyorum ve sonra o veri, tahminde bulunabilecekleri bir hava modelinde kullanılıyor veya bir kez daha hava şartlarını istedikleri gibi tasarlıyorlar.

Fakat atmosfer de olanları bölgesel olarak da etkileyebilirsiniz; spreylerin yapıldığı maddeleri, farklı tür de radyo frekansları ya da radar, mikrodalga, HAARP sistemi gibi RF enerjileri ile boyayarak yapabilirsiniz.

Biliyorsunuz, HAARP antenlerin, radyo frekansı antenlerinin sıralandığı bir alandır. Antenler, 22 m yükseliğindedir, 18m uzunluğunda her yöne aşağıdan yukarıya çekilmiş çapraz bağlarla bağlanmışlardır. Bugün o bölgede 180 adet anten var, bu antenlerle dolu alanı hayal edebilirsiniz.

Nasıl çalışıyor? Her biri ateşlenerek radyo frekans enerjisi üretip normal bir antende ki gibi ama daha hızlı bir şekilde iletiliyor.

Prensip aynı…


Dr. James Fleming (Colby Üniversitesi Bilim, Teknoloji ve Toplum Profesörü) : Fizik prensiplerine göre duvar da yansıyan bir el feneri gibi İnce bir ışın olarak başlar. Biliyorsunuz ve ışık duvara çarptığı zaman, geniş bir ışın elde edersiniz.

HAARP‘da fikir: radyo frekans enerjisini odaklamak ya da konsantre tutmak ki dağılmasın ve böylece tüm frekansları sıkıca bir arada tutup belirli bir amaçla manipule edebilirsiniz.

Hava şartları kontrolü geniş bir konu. Hava şartlarını kontrol ya da manipule etmenin birçok yolu var. HAARP bunlardan sadece biri.

Çünkü hava şartları modifikasyonu için faaliyete geçen özel sektör şirketleri de var. HAARP mevzusunda, ihtiyacınız olan şey.

İnsanlar bana hep soruyorlar: “Uygulamanın daha etkili olması için atmosfere atılan partiküllere ihtiyaç var mı?” Aslında yok.

Bazı işlemleri daha mümkün kılar mı? Belirli tesirleri çoğaltır mı? Olabilir.

Enerji dağıtımlarını daha etkin şekilde kontrol edebilir misiniz? Olabilir, çünkü havaya iletkenler katıyorsunuz veya yansıtıcılar katıyorsunuz. Madde partikülleri katıyorsunuz. Bir dolu fırtınasına yakalanırsanız ve bir dolu tanesini elinize alıp bir bıçak ile keserseniz buzun içerisinde birçok katman olduğunu görürsünüz.

Şimdi, alçak basınçlı bir sistemin olduğu yerde dolu oluşur; havanın muazzam oranda yükseldiği yer de. Hava fırtınanın hemen önünde güneş ışığı ile ısınır. Hava yükselir. Havada ki nemi daha yüksek bir irtifaya çıkarır ki burası çok daha soğuktur. Nem yoğunlaşıp su damlacıkları oluşturmaya başlar, fakat havanın yükselişi o kadar güçlüdür ki su çok yüksek irtifalara taşınır ve donar, sonra düşmeye başlar. Düşerken, bir kez daha havanın yükselişine yakalanır, yani tekrar havaya yükselir. Ve atmosferde ki her yükselişinde bu buz çekirdeğinin dışında daha fazla nem yoğunlaşır ve her defasında yeni bir katman oluşturur. Yükselen havaya her yakalanışında tekrar yukarı çıkar ve yeni bir buz katmanı oluşur.

HAARP gibi bir sisteminiz varsa eğer; hem de havaya püskürtülen spreyler, kimyasal izler ile birlikte çalışıyorsa; öyle güçlü hava yükselişleri yaratırsınız ki bu dolu tanelerinin oluşum döngüsünü tekrar tekrar oluşturup, beyzbol topu büyüklüğünde dolu taneleri ya da kar taneleri elde edersiniz. Hava şartları her zaman stratejik olmuştur…

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here